Aldous Huxley,  Cesur Yeni Dünya’sında toplum mühendisliğinin ürünü çocuklardan bahseder. Kuluçka merkezlerinde istenen niteliklerde üretilen bu çocuklar anne babaya sahip değildirler. Uykuda eğitim, şartlandırma vb. birçok uygulamanın yanı sıra en önemli uygulama çocukları kitaptan korkutmak, kitaba düşman etmektir. 

Günümüzde üzülerek görüyorum ki bu tip uygulamalara hiç gerek kalmamış. Öğrencilerim arasında severek kitap okuyan, okumayı alışkanlık haline getirmiş o kadar az çocuk var ki. Oysa Prof. Dr. Sedat Sever o muhteşem kitabı Çocuk ve Edebiyat ‘ta ne diyor: 

 

“Okur, hayata yönelik deneyimlerini yalnızca kendi yaşadıklarıyla değil, okuduğu edebiyat yapıtlarıyla da oluşturur, bunlarla ruh dünyasını zenginleştirir. Yazınsal metinleri okudukça çıkarımlarımız, olayları ve onların olası etkilerini görmemize, anlamamıza yardım eder.”

Okumayı öğrendiği andan itibaren oğlum için istediğim en önemli, açık ara en önde gelen şey okuma alışkanlığı kazanması, eleştirel okur ve sonra da evrensel okur haline gelmesiydi. 20’li yaşlara geldiğinde kitaplığında ve aklında iyi seçilmiş bir okuma listesinin birikimini edinmiş olması benim için kazanılacak sınavlardan veya alınacak notlardan çok daha önemli oldu. 

Bu yüzden iyi bir okur olması için gereken büyük uğraşı vermek anne olarak onun için yapabileceğim en verimli yatırımlardan biri oldu benim açımdan. Peki, bunu nasıl yaptım. 11 yaşında bir çocuk nasıl oldu da 1200 kitaplık bir kütüphane oluşturdu birkaç senede.  

Öncelikle ilk iş, her şeyden önce gelen, en önemli, hayati olan: 

BİLGİSAYAR ve TELEVİZYONU HAYATINDAN ÇIKARTMAK!

Öyle yalancıktan değil ama. Gerçekten. Hafta sonu kaçamak yapmamacasına. Çocuklar uyuduktan sonra gizlice açılmamacasına. Televizyon ve bilgisayar hem çocukların hem de bizim hayatımızdan tamamıyla çıktı. Neredeyse 6 sene oluyor. Televizyonun haftalarca açılmadığı oluyor. Bilgisayar oyunu ise yüzyılın uyuşturucusu ve televizyonun yaptığından çok daha büyük bir zarar veriyor çocuklarımıza. Öğrencilerimin anne babalarından sürekli duyduğum şu sözler size hiç yabancı gelmeyecektir büyük olasılıkla: “Ama okulda tüm arkadaşları oynuyor, oynamazsa sosyal olarak dışlanıyor.” Bence bu başka bir yazı konusu olacak kadar önemli bir konu. 

Televizyon ve bilgisayardan kurtulduktan sonra harekete geçtim. 

Fakat beklediğimin aksine Batuhan kitap okumaya karşı tepkiliydi. Bu kadar meraklı, ilgili, belgesel izlemeyi çok seven, her daim soruları soru işaretleri olan bir çocuk nasıl olur da kitaplara bu kadar mesafeli olurdu. Onun da benim gibi ilk gördüğü anda kitaplara vurulacağını ve benden sürekli kitap isteyeceğini sanmıştım. Ne aptalmışım! Kitap onun için sadece okuldan ödev olarak verilen, mümkünse en kısa sürede savuşturulması gereken sıkıcı bir şeydi. En tatlı sesiyle  "Kitap alalım mı?" diyen annesine gözlerini pörtleterek, büyük bir şaşkınlıkla öyle bir bakışı vardı ki, o söylemeden anlardım: HAYIR!

Rol model olacağım ya, aldım elime kitapları onun görebileceği her anda kitabıma kapanıp, her yerde yanımda kitap taşıyıp, kitabın konusunun ne kadar ilginç ve heyecanlı olduğuna dair ipuçlarını her fırsatta oraya buraya saçıyorken fark ettim ki ne kadar uğraşsam nafile. Onun ilgisini çekemiyorum. 

Belki de yeterince kitabı yok diye düşündüm. Ya da elindekileri sevmedi.  Evet sorunu bulmuştum. Hemen interneti açtım, beraberce ilgisini çekebilecek 10-15 kitap aldık. Bir o kadar da evde okunmamış vardı zaten. Kitapları büyük bir heyecanla bekledik, kargo gelince sevinçten havalara uçtuk, yeni aldığımız kitaplığa dizdik. O kadar.

Bu nokta dananın kuyruğunun koptuğu nokta işte. Artık tek düşündüğüm şey ne pahasına olursa olsun bu çocuk kitap okumaya alışacaktı. Alışmak! İşte büyülü kelime. Ne diyorlardı alışkanlık 21 günde oluşur. O zaman benim de bir şekilde ona 21 gün boyunca kitap okutmam gerekiyordu. 

O kendini yerlere attı, ağladı, bağırdı okumamak için. Okumak zordu. Okumak sıkıcıydı. O bilgisayar oyunu oynamak, televizyon izlemek istiyordu. Bir yanda “Çocuk okumayı sevmeli, zorlamamalı,” diyenler, diğer yanda “Sevmeden okumaz, okumadan nasıl sevecek?” diyen aklım. Aklıma inandım, zorla güzellik olur dedim, ödül, havuç, konuşma, ikna etme işe yarayan ne varsa döktüm önüne ve sonunda başardım. Bir ayın sonunda ondan şu cümleyi duydum. “Kitap okumak çizgi film seyretmekten daha zevkliymiş.” Bu cümlenin üstünden tam 5 yıl geçti. Kütüphanesinde 1200 kitap birikti. Yeni kitaplara yer açmak için bin kitabını Akademi’nin kütüphanesine bağışladı. Şimdi Akademi’ye gelen öğrencilerimizin küçük ellerinde Batuhan’ın kitapları. 

 

Banu Erciyes

Üstün Zekalılar Öğretmeni

Üstün ZekalıÇocuklar Akademisi Kurucusu 

Hakkında

Sunday the 17th. Üstün Zekalı Çocuklar Akademisi - Joomla Site Templates